BİR HAYAT KURTAR Kİ, AİLE KURTULSUN. AİLEYİ YAŞATKİ MİLLET YAŞASIN
İçerikler
 HAKKIMIZDA
 HİZMETLERİMİZ
 FAALİYETLER
 FOTO GALERİ
 TANITIM FİLMİMİZ
 PROGRAMLARIMIZ
 HESAP NUMARALARIMIZ
 ANKET
 YARDIM TALEBİ
 HÜSEYİN BULUT CUMA MESAJLARI
 DOST DERNEKLER
 EVLİLİK OKULU
 VİDEOLAR
 DEĞİŞİK MAKALELER
 GENÇLER EVLİLİĞE HAZIR MISINIZ?
 ABDULLAH BÜYÜK HOCAMIZIN MAKALELERİ 2
 HÜSEYİN BULUT CUMA MESAJLARI 2
 DR. SEMİN GÜLER AİLE KURMAK
 SEMA MARAŞLI VAHDET YAZILARI
 GÜNÜMÜZDE TEHLİKELER VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
 BİZE ULAŞIN
 ZİYARETÇİ DEFTERİ
Duyurular
 DERNEĞİMİZİN FAALİYETLERİNDEN OLMAK ÜZERE:
 EVLİLİK ÖNCESİ EĞİTİMLERİMİZDEN OLAN 18-29 YAŞ ARASI BEKAR VE YENİ EVLENMİŞ KIZLARIMIZA YÖNELİK "EVLİLİĞE HAZIR MISINIZ?" KURSUMUZ HER HAFTA CUMARTESİ GÜNÜ SAAT 15:00 DE DR. SEMİN GÜLER'İN SUNUMUYLA DEVAM ETMEKTEDİR. SİZLERİ ARAMIZDA GÖRMEKTEN MUTLU OLURU
İstatistik
     Online Kişi
     Bugün                     
     Dün
     Toplam Ziyaretçi
IP No =
GÜNÜMÜZDE TEHLİKELER VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

  

GÜNÜMÜZDE Kİ, BÜYÜK TEHLİKELER VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

 

GÜNÜMÜZDE Kİ, BÜYÜK TEHLİKELER VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ!

“Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan; Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.”

Beni yoktan var edip üstün yeteneklerle donatan ve kulluk göreviyle yeryüzüne gönderen sonsuz şefkat ve merhamet sahibi yüce Rabb’imin adıyla, O’nun verdi­ği güç ve yetkiye dayanarak, yalnızca O’nun adıyla yazıyorum:

Âlemlerin sahibi, yaratan, yaşatan ve idare eden Allah (Celle Celalüh)’ın büyük­lüğüne yakışan ve nimetlerine daima şükür ile hamdolsun.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen, canlı ve cansız bütün varlıklar hürmetine yaratılan, peygamberlik müessesesinin mührü Efendimiz Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Selem)’e O’nun değerli aile fertlerine, canları ve mallarını Allah yolunda sarf eden ashabına ve kıyamete kadar bu yolu takip eden iman ordusunun neferlerine salât ve selam olsun.

Gelişen bazı olaylar ile yaşanan hadiseleri gördükten sonra bu başlığı seçmiş bulunuyorum. İnşaallah bu konuyu her Cuma sizlerle paylaşmayı kendime bir vazife olarak kabul etmiş bulmaktayım. 

  Allah (Celle Celalühü) Kur’an-ı Keriminde şöyle buyurmaktadır: “Biz Kur’an’dan, Mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz zalimlerin ise Kur’an, sadece zararını artırır.” (İsra: 17/82)

Kur'an'ın şifa verici, yol gösterici hidâyetinden uzak kalan insanın ne hâle düşeceğini görmek ister misiniz?

Kur’an’da şifa vardır, iman, amel ve ahlaka ilişkin manevi hastalıkları iyileştirir. Müminleri bunlardan korur. Kur’an’ın şifa oluşu; öncelikle bu manevi anlamdadır. Ancak tıbbi tedavi ile birlikte imkânının kalmadığı durumlarda Kur’an’ın Psikolojik dolayısıyla bedeni hastalıklar konusunda şifa verici tesirinin olabileceği de bildirilmektedir.

  Kur’an’da rahmet vardır, din ve dünya hayatımızın doğru ve güzel olması için gerekli bilgileri içerir. Hakkını vererek okuyanlara sevap kazandırır. (Kur’an yolu Meali İsra: 82. Ayetinin kısa açıklaması)

Dünya ve ahiret saadetinin esası: dini, nesli, aklı, can ve malı korumaya bağlıdır. Bu esaslar bütün hak dinlerde ittifakla zikredilir. Bu beş ana temel, ne kadar sağlam olur ve güzel korunursa, huzur ve saadet içinde insanlar mutlu olur. Bunlar ne kadar ihmal edilirse, felaketler de o kadar korkunç olur.

İnsanın asıl görevi de bu 5 şeyi tam olarak yapmasıdır. Şayet tam yapamıyorsa, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in emir buyurduğu gibi, hiç ol­mazsa ondan yapabildiği kadarını yapmaktır. Bir hadis-i şerifte şöyle: 

“Doğru ve mutedil olun. (Herhangi bir emrin tamamını yapamıyorsanız) onun yakınını (yani ondan yapabildiğiniz kadarını) yapın,” buyurulur. (Buhari:  6102, şerh Hz. Aişe ‘radiyallahü anha)’den

 

Yasaklanan, haram kılınan günah ve isyanlara gelince, bunların azı da, çoğu da, küçüğü de, büyüğü de, terk edilmeli. Zira bunlar, zehir gibidir. İnsan zehir bilmeyerek dahi yutsa, yutanı ölüme götürebilir.

Biz bütün haramların Allah (Celle Celalüh)’ın koruları (yasakları) olduğunu biliyoruz. Lakin büyük ve korkunç büyük günah ve cinayetler işlendiği zaman bu hudutlar çiğnenmiş ve yıkılmış, küçük günahlar işlendiği zaman bu hudutlarda hayvanlarını otlatan çoban gibi olmuş olur ki, çoban hayvanlarına çok iyi sahip çıkmalı, sınırları ihlal etmemelidir.  

Günahların büyüğü, küçüğü akla, dine, nesle, can ve mala yapılan tecavüze ve bu tecavüzün azlığına çokluğuna göre değişir.

Bu beş temel esasta haddi aşmalar, çok boyutlu felaketler meydana getiriyor. Misal: Zina yolu ile nesiller bozuluyor, alkollü içkiler akla ve sağlığa zarar veriyor. Faiz, rüşvet, kumar ve israf gibi yollarla mala zarar veriyor, anarşi, zulüm ve doğum kontrolü gibi yollarla cana yapılan tecavüzler ile tüyler ürpermekte haddi aşmanın sınırını çizmek zor hale gelmiştir. Cehalet yüzünden dine yapı­lan tecavüzler hak, adalet, fazilet, haysiyet ve şeref gibi bütün değerleri güzellikleri altüst etmektedir.

Zalimlerin zulmü, mazlumların feryadı bir türlü durmuyor. İslam liderini başını kaybetmiş yetim yavrular gibi ağlıyor. Birlikten, beraberlikten, kardeşlik, sevgi ve saygı duygularından uzaklaşmış, namuslar, şeref ve haysiyetler satılmaya başlamış, zina, fuhşun her türlüsü sokaklara kadar inmiş.

Bir takım insanlar Allah’a değil dünyaya ve paraya, kadına, makama tapar hale gelmişler, ilahi kanun ve nizamların yerini tağuti, düzenler, sünnetin yerini bid’atlar, hurafeler almış, dinin ismi, ibadetlerin resmi kalmış, laiklik perdesi, altında pek korkunç küfür, şirk, nifak ve dinden dönmeler, cinayetler ile her türlü fuhuş yapılıyor. Tövbe edilmeden devam edilen isyan ve günahlar mubah telakki edilmiş ve Allah’a karşı kor­kunç isyanlarla sanki bir muharebeye girişilmiştir.

Bir milletin idarecileri, âlimleri, öğretim ve eğitim kadroları ışıklarını kitap ve sünnetten, ilahî nizamdan alarak meydana gelmişlerse, güneş gibi parlak olup her tarafa ışık saçarlar. Lakin ışığını batıl sistemlerden almış olanlara gelince mum ışığı ile geceyi gündüz yapmaya çalışan kimse gibi olurlar.

Çok boyutlu cinayetlerin ve kazanılan günahların çoğalması sonucu insanların bozulması neticesinde kara­lar, denizler, yerler, gökler ve mevsimlerin de dengesi bozulmuştur. İsyanların çok boyutlu oluşu Gayretullah’a dokununca farklı şekillerde büyük afetlerin meydana gelmesine sebep ol­muştur. Depremler, Tsunami, yangınlar, patlamalar, kuraklıklar* kıtlıklar vb. afetler ikaz alarmlarını çalmaktadırlar.

Özet olarak dünya ve ahiret sa­adeti, insanın sağlam ve olgun bir imanla düzelmesine, mahvolması ise, onun küfür, şirk, çeşit çeşit isyan ve büyük günahlarla bozulmasına bağlıdır. İyi ve düzgün bir insan, ancak kitap, sünnet ve İslam nizamından ibaret olan ilahî bir fabrikada yetişir.

Tağutî batıl ve küfür nizamlarında ise genelde olgun, imanlı ve fazilet sahibi kimseler yetişmez. Arızalı fabrikaların bozuk malzeme ürettikleri gibi, batıl düzenler de karakter ve düşünce yapısı arızalı insanlar yetiştirirler.

Ne gariptir ki, günümüzün yetkili yöneticilerinden pek çoğu arızalı fabrikayı düzeltip sağlıklı ürünler üretmeye çalışmıyor, defolu malları teker tamir etmek için çalışıyorlar. Tağutî ve batıl düzenlerinin bozukluk ve arızaları ancak İslam düzenine dönmek, kitap ve sünnete bağlanmak suretiyle tamir edilebilir.

İslam’ın güzel nizamını kurmak demek, bunlardan unutulanları hatır­latmak, bunları öğrenmek, öğretmek, korumak ve gücü nispetinde uygulamaya koymaktır. İnsan asıl görevini bırakır ve bu yolda çalışmalarını terk ederse, vebal altına girmiş ve savaştan kaçan asker gibi, en büyük cinayetlerden birini işlemiş olur. Diğer bir ifade ile çok önemli olan bu görevi ihmal edip diğer ibadetlerle meşgul olan kimse, bir ev yapıp bir şehri yıkan kimse gibidir. Çünkü İslam nizami bozulunca, bozulmayan hiç bir şey kalmaz. O düzeldiği vakit her şey düzelir. Diğer ibadetleri terk etmek de tabii ki büyük felaketlere yol açmaktadır. Lakin İslam nizamının ihmal edilerek bozulması her türlü isyana günaha sebep olmaktadır.

Aziz kardeşlerimiz! 

Biz bu yazımızla günümüzde yaygın bir hale gelen korkunç cinayetlerden ve çeşitli günahlardan kurtulmanın yollarından bahsetmeye çalışacağız. İnşaallah. 

Asıl olan cinayetleri hiç işlememek, günahsız ve tertemiz kalabilmektir. Nefsin arzularını yenerek, öfkeli ve kızgın durumlarında ona hâkim olarak hareket etmek, bütün başarıların temelidir. İşte bunun içindir ki, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Selem) Bir hadislerinde: “Gerçekten Allah’ın yasakladığı şeylerden bir zerresini bile terk etmek (bütün) insan ve cin (taifelerinin nafile) ibadetlerinden üstündür.” (Keşfül-Esrar; 1/154)

Diğer bir hadis-i şerifte ise: “Ümmetin bozulduğu zamanda her kim ki benim sünnetime sarılırsa onun için yüz şehit sevabı vardır” buyurmuşlardır. (Mişkâtül-Mesabih 1/62 No: 176/37)

Bu yazımızda günümüzde yaygın olan ve korkunç felaketlere yol açan, çeşitli günah ve cinayetler ile bunlara karşı alınacak tedbirlerden bahsedeceğiz.

Kolay anlaşılması için İnşaallah her hafta sizlerle kısa, kısa paylaşmaya çalışacağım. Rabb’imiz, hepimizin dua ve ibadetlerimizi kabul eylesin. Âmin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

=I. BÖLÜM=

BELALAR CİNAYETLER VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ!

Değerli kardeşlerim! Allah (Celle Celalüh)’nın azabı da rahmeti de cenneti de cehennemi de haktır. Allah (Celle Celalühü) bunların varlıklarını kitapları ve peygamberleri vasıtasıyla bildirdiği gibi diğer taraftan her ikisinin de var­lıklarına şehadet eden birer örnek ve misallerini kevni ayetlerle de göstermek­tedir.

Kâfirler, sonlarının ne olacağını bilemeyece­ği için, belki de Allah gelecekte kendilerini imanı nasip edeceğinden dolayı onlara: Siz kesinlikle cehennemliksiniz! gibi kışkırtıcı sözler söyle­yip işi zora sokmayın. Aksine durumlarını Allâh’ın istek ve dilemesine havale ederek kendilerine şöyle hitap edin:Sizin Allah katındaki derecenizi ve neye lâyık olduğunuzu en iyi bilen, yalnız­ca Rabb'inizdir; dilerse günahlarınızı bağışlayıp size merhamet eder, dilerse günahlarınız sebebiyle sizi cezalandırır. O hâlde size düşen, kimin cennetlik, kimin cehennemlik olduğunu belirlemek değil, hakîkati olanca açıklığıyla tebliğ etmektir. Öyle ya, Biz seni bile, ey Muhammed, insanların akıbeti konusunda hüküm vere­rek onlara vekil olasın da, tüm sorumlu­luklarını üstlenesin diye göndermiş deği­liz” (İsra: 17/54) onları zorla iman ettiresin ve inkârların­dan sorumlu olasın. Biz seni ancak bir duyurucu olarak gönderdik. O halde onların eziyetlerine sabret, ashabı­na da idareli gitmelerini emret!

Bu ayette biz Mü’min kulları uyararak! Cennetin yalnızca sizlere özgü olduğu ve karşınızda­kinin cehenneme gireceği yolunda bir ifade kullanıp bu sizlerin üzerine vazife değilken, şeytanın eline koz ver­meyin demek istemektedir.

Dünyada ne kadar faydalı ve güzel olan şey varsa, bunların her biri bize Allah’ın rahmetini, cennet ve cemalini hatırlatmaktadır. Yine ne kadar şiddet, işken-ce, sıkıntı, hastalık ve insanı rahatsız eden haller varsa, bunlarda Allah’ın azabını kâfirler ve asiler için hazırladığı cehennemi hatırlatmak­tadırlar.

Bizler bir yandan Rabbimizin rahmetini, cennetini ve cemâlini her ve­sile ile ibadetler, dualar ve haramlardan sakınmak istemekle beraber, diğer taraftan bizleri üzen, rahatsız eden belâ ve musibetlerden özellikle dünya ve ahiret azabına sebep olan ve Allah (Celle Celalüh)’ın gazabına sebep olabilecek büyük günahlardan kendimizi korumaya çalışmalıyız. Bu konuda Kur’ân’daki şu dua ne güzeldir;

“İnsanlardan öyleleri vardır ki: “Ey Rabbimiz! Bize bu dünyada da, iyilik ver. ahirette de iyilik ver. Ve bizi ce­hennem azabından koru!” derler. (Bakara: 2/201)

Allah’ın emirlerini yerine getirerek ibadet etmek ve nimetlerine de şükretmek, O’nu zikretmek ve O’na kulluk etmek bizim temel görevlerimizdendir. Aynı zamanda, bu ibadetler ilahi rahmet ve cennet sermayeleridir. Çünkü ahiret hayatında para, evlat ve mal geçerli olmaz. Orada geçerli olan tek bir ser­maye var oda imanla beraber olan salih amellerdir. Allah (Celle Celalüh)’ın yasakladığı bütün günahlar ise belâ, musibet ve azab sebebidirler.

Dünya bir imtihan yurdudur, Lâkin bununla beraber bazı hikmetlerden dolayı dünyada da bazı cezalar verilebilir. Bu ceza ve musibetler, bir taraftan ahiret azabını hatırlatmakla beraber, diğer taraftan kâ­firler için azap, günahkâr olan Mü’minler için ibret ve tövbe sebebi, masum olan Mü’minler içinde rahmettir. Şunu da unutmayalım ki dünyada Müminlere isabet eden musibet ve belalar genel olarak 3 sebebe dayanır.

1. Cezayı hak ettikleri için,

2. Günahlarına keffâret olması için, 

3. Derecelerinin artması için,

 

 

Biz başkalarına isabet eden belaları gördüğümüzde onlardan ders almalı, lâkin “bu cezayı hak etti de onun için belasını buldu.” gibi sözleri söylememeli bilmediğimiz şeyler hakkında karar vermekten sakınmalıyız. Ancak belâ isabet eden kimse zalim ve azgın birisi olursa, onun hakkında zannı galiple böyle düşünmek caiz olabilir.

Âlimlerden bazıları Müminlere isabet eden belâların hangi sebepten olduğunu şu şekilde tayin edebilirler, demişlerdir.

Şöyle ki: Belâ isabet eden kimse belaya sabredemiyor, musibeti halka yayarak Allah (Celle Celalüh)’ı halka şikâyet eder gibi davranışlarda bulunuyorsa, işte o kimse bu musibeti hak etmiş demektir. Şayet kul gelen musibete acziyet göstermez sabrederse, bu musibet onun günahlarına keffâret olarak ve­rilmiştir. Musibet geldiği zaman, kul hiç üzülmediği gibi, onu sabırla karşılarsa o zaman bu musibet isabet ettiği kimsenin derece ve rütbesini artırmak içindir. Şimdi de dünyadaki birtakım musibetlerin sebep ve hikmetlerini bildiren ayet ve hadislerin açıklamaları üzerinde düşünelim.

Değerli kardeşlerim! Konu ili ilgili bazı ayet-i kerimeleri sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Bu büyük azaptan ayrı olarak, pişman olup doğru yola dönmeleri için, onlara daha dünyadayken belâ ve musibetler vererek küçük azaptan da bir nebze tattıracağız.” (Secde: 32/21)

Ey zâlimler! Başınıza gelen her felâ­ket, kendi ellerinizle yaptığınız zulüm ve haksızlıklar yüzündendir. Bununla birlikte Allah, işlediğiniz günahların birçoğunu affeder.” (Şura: 42/30)

Hz.Ali (radiyallahü anh)’nin bildirdiğine göre, Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz bu âyeti şu şekilde açıklamıştır: “Kim dünyada bir günâh işleyip de bunun cezasına uğrarsa, Allah adaleti gereği onu ahirette ikinci defa cezalandırmayacaktır. Kim bir günah işleyip de Allah onu örter ve bağışlarsa, Allah kereminden ötürü, bağışlamış olduğu bu günahı ahirette cezalandırmayacaktır.” (İbni Mâce, Hudûd 33; Ahmed b. Hanbel, Müsned,  I, 99, 159)

 “Allah'ın istediği ve Rasûlullah'ın bizzat örnek olarak yaşadığı İslâm dininden yüz çeviren insanlığın kendi eliyle yaptığı kötülükler yüzünden, hem toplumsal, hem de doğal denge bozularak, karada ve denizde haksızlık, adaletsizlik, kan, gözyaşı, 1.dünya savaşları, nükleer felâketler, aşırı silahlanma, çevre kirlenmesi, uyuşturucu, alkol, cinsel sapıklıklar, terör ve anarşi gibi her türden fesat ve bozgunculuk ortaya çıktı. İşte Allah, yaptıklarının bir kısmını onlara daha bu dünyada böylece tattırıyor ki, bu gidişin yanlış olduğunu anlayıp yeniden İslâm’a dönsünler.” (Rûm: 30/41)

Ebu Aliye der ki, Kim ki yeryüzünde Allah (Celle Celalüh)’a isyan ederse, o kişi yerde bozgunculuk yapmış olur. Çünkü yerin ve göklerin düzgün olmaları, (bozulmamaları) Allah (Celle Celalüh)a itaat iledir.

Nitekim Ebu Davud’un Süneninde şöyle buyrulur: “Yeryüzünde tatbik edilen, bir had cezası, o yer halkı için kırk sabah (faydalı) yağmur yağmasından daha hayırlıdır,”  (M. İbn-i Kesir, 3/57)

Çünkü had cezaları denilen bu cezalar İslam’ı ölçülere göre uygulandığı vakit, halk bu cezalardan korkarak haramları işlemekten vazgeçerler. Böylece isyanların terk edilmesi, gökte ve yerde berekete (bolluğa) sebep olur. İşte bu sebepledir ki, Allah’a isyanın her şeye za­rarı olduğu konusu ile ilgili olarak;

Buharı ve Müslim’de şöyle buyurulur: “Fâcir (asi günahkâr) olan bir kimse öldüğü vakit, onun şer ve zararından kullar, memleketler, ağaçlar ve hayvanlar dinlenmiş olur.” (Tahkikli Buhari, 5/6148)

Allah (Celle Celalühü) ayet-i kerimede ise şöyle buyurmuşlardır: “Eğer Allah, işledikleri günahlardan dolayı insanları derhal cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde helak edilmedik bir tek canlı bırakmazdı fakat O, zalimleri cezalandırmakta acele etmez, belirlenmiş bir vakte kadar onlara mühlet tanır. Belirlenen bu süre gelip çatınca da, hepsinin cezasını tam olarak verir! Çünkü Allah, kullarının her hal ve hareketini görmektedir.” (Fatır: 35/45)

Diğer ayet-i kerimede ise şöyle buyrulmaktadır:

“Eğer Allah, insanların bir kısmıyla diğer bir kısmını bertaraf etmemiş olsaydı, yani adaleti gerçekleştirmek isteyen iyi insanlara, zâlimlere karşı savaşma yetki ve görevini vermeyip, insanları birbirlerine karşı savunmasız bırakmış olsaydı, dünya­da haksızlık ve zulüm egemen olur ve yeryüzü fesada boğulurdu. Fakat Allah, tüm İnsanlara karşı lütuf sahibidir. Bu yüzden de onların iyiliği için, zâlimlere karşı savaşmanızı emretmiştir. (Bakara: 2/251)

Konu ile ilgili olarak, Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Allah Teâlâ salih bir mü’min sebebiyle onun komşularından yüz ha­neden belayı def eder, (kaldırır.)” (Kenzül-umam, No: 24654 )

Ubadetü’bnü’s-Samit (radiyallahü anh) Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur: “Ebdal, Allah (Celle Celalühü) katında yüksek mertebede olan kimseler ümmetimden otuz kişidir. Siz onlar sebebiyle rızıklanırsınız. Size onlar sayesinde yağmur yağar. Ve onlar sebebiyle Nusret ve zafere ulaşırsınız.” (Muhtasar-ı İbn-i Kesir, 1/226)

Ebu’d-Derda şöyle demiştir: “Eğer Allah (Celle Celalühü) mescitte cemaate hazır olanlar sebebiyle olmayanlardan ve cihada savaşa hazır olanlarla, olmayanlardan yani katılanlarla katılmayanlardan azabı def etmeseydi (kaldırmasaydı),azap ve bela apaçık olarak gelirdi.” (Cami ü Beyanil-ilm, 1/8)

Yine bir ayetti kerimede şöyle buyrulur: “… Zaten Biz, halkı zulüm ve haksızlık pe­şinde koşmadığı sürece, hiçbir ülkeyi helak etmeyiz.  (Kasas: 28/59)

Şimdi düşünelim; Kur’an’a göre bir ha­yat yaşadığımız zaman mı üstünlük ve başarıyı elde edeceğiz? Yoksa onu rafa kaldırıp arzularımızın peşine düştüğümüz zaman mı? O korkup çekindiğiniz felâket­ler iman ettiğiniz takdirde mi başınıza gelecek? Yoksa inkâra yöneldiğiniz zaman mı?

Yani; herhangi bir memleketi ora halkı zalimlerden olmadıkça helak etmeyiz. Hatta bir yerin halkı zalimlerden olsa dahi yine Allah (Celle Celalühü)  onları helak etmez. Ancak o zalimlere peygamberleri (elcileri) gönderir. Onları imana, ibadet Ve itaate davet ederler. Onlarda kabul etmezlerse, on­dan sonra helak eder. Çünkü Allah (Celle Celalühü) adildir. O bütün noksan sıfatlardan münezzeh olduğu gibi zulmün her türlüsünden de münezzehtir, beridir.

Bütün bunlar, ilâhî yasalar çerçevesinde cereyan eder. İnsanın toplumsal ve bireysel hayatına yön veren bu yasalara göre; Ayette: Bir toplum kendi özündeki nitelikleri değiştirmediği sürece, Allah onların durumunu —ister iyilik, ister kötülük yönünde olsun— değiştirmez. O hâlde kötülüğü tercih edenler, tercih ettikleri yönde değişime uğramaya mahkûmdurlar. Zira Allah, kendi yaptıkları şeyler nedeniy­le bir toplumu cezalandırmaya karar verdi mi, hiçbir şey bunun önüne geçe­mez ve hiç kimse onları Allah'a karşı koruyamaz!” buyrulur. (Ra’d: 13/11)

Diğer bir ayet-i kerimede ise;  Ey zalimler! “Başınıza gelen her felaket, kendi ellerinizle yaptığınız zülüm ve haksızlıklar yüzündendir. Bununla birlikte Allah, işlediğiniz günahlardan pek çoğunu affeder.” (Şûra. 42/30)

Bu ayet nazil olduğu vakit, Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Kırılan hiç bir ağaç, sarsılan hiç bir damar, sürçen hiçbir ayak yok­tur ki, günahları sebebiyle meydana gelmiş olmasın. Allah (c.c.)’ın affettiği; günahlar ise daha çok fazladır.”  (Muhtasar-1 İbn-i Kesir: 3/279)

 

 

 

 

Değerli kardeşlerim!

İnsana isabet eden bazı bela sebepleri ise hadislerde açıkça zikredilmektedir: “Mallarınızı zekâtla koruyunuz. Hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz. Bela dalgalarına dua (ve yalvarma) ile karşı koyunuz.” (Camiüs Sağır, 1/3728)

“Emanet zayi edildiği zaman kıyameti beklet Denildi ki emanetin, zayi olması nasıldır? Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki, iş (ve idare) ehlinden başkasına verildiği vakit kıyameti bekle.” (Buhari, 1/21)

Bu hadislerden anlaşıldığı gibi, günahlar bereketin kalkmasına ve belaların gelmesine sebep olmaktadır. Allah (Celle Celalüh)’ın değişmeyen bir kanunu vardır. O da nimetlerine şükredilince artırır. Şükredilmezse nimetlerini alır, ortadan kaldırır.

Nitekim masiyet ve günahlar, kalbe, kalıba, dile hatta çevreye dahi etki eder. Böylece yerlerde, göklerde, bitkilerde, yağmurlarda ve insan­larda akla ve hayale gelmedik afetler, kuraklıklar, mevsimlerde anor­mal değişmeler insanlar arasında çekişmeler, kavgalar, bunalımlar, stresler ve bin bir türlü bela ve musibetler meydana gelir. Bu gibi bela ve musibetlerin hem sebepleri ve hem de kurtulma çareleri kitap ve sünnette bildirilmiştir, O halde dünya ve ahiret saadetini elde edebilmek için şu iki nur kaynağına sımsıkı sarılmamız lazımdır. Bunlar; Kur’an ve Efendimiz’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sünnetidir. Ve bütün islerimizde hâkim ve ölçü bu iki kaynak olmalıdır.

Bazı cinayet sebeplerini şu iki kaynaktan alınan ilhamlara açıklamaya çalışalım:

Abdullah bin Ömer, (radiyallahü anh) dediki: Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize yönelerek şöyle hitap etti. “Ey muhacirler cemaati beş şey vardır ki, onlara mübtela olduğunuz vakit Onlara kavuşmanızdan Allah’a sığmıyorum bir takım musibetlerle cezalandırılırsınız. Onlarda şunlardır:

Hiç bir kavim, hiç bir toplum yoktur ki,  onlarda fuhuş (zina) meydana gelsin, açık bir şekilde yayılsın da onların içinde ve geçmişlerinde adı duyulmayan ve bilinmeyen hastalıklar meydana gelmiş olmasın. (Yani herhangi bir toplumda zina aşikâr olup yaygınlaştığı vakit, Allah o topluma ansızın öldürücü veba hastalığı ile adı, namı hiç duyulmamış, geçmişteki insanlarda görülmemiş bir takım tehlikeli hastalıklarla on­ları cezalandırır.

Hiç bir toplum yoktur ki, ölçü ve tartılarda noksanlık yapsınlar da Allah onları kıtlık, geçim zorluğu ve devlet başkanı­nın zulmü ile cezalandırmış olmasın.

Hiç bir toplum yoktur ki, zekâtı men etmiş (vermemiş) olsunlar da Allah onlardan yağmurları kes­miş olmasın. Eğer hayvanlar olmasa idi, onlara asla yağmur yağmazdı.

Hiç bir toplum yoktur ki, Allah’a ve O’nun resulüne vermiş oldukları sözleri bozmuş olsunlar da onların üzerlerine düşman ve yabancılar musal­lat olup ellerindeki bir takım mal ve servetlerini almış olmasın.

Hiç bir toplum yoktur ki, onların idarecileri Allah’ın kitabı ile hükmetmeyip O’nu açık olarak uygulamadan kaldırsınlar da Allah Teâlâ onları kendi içlerinde birbirlerine düşürmüş olmasın.” (En-Nihaye, 1/20)

Hz. Enes (radiyallahü anh) Hz. Aişe (radiyallahü anha) validemizden  şöyle buyurmuştur: ‘Kadın elbisesini kocasının evinden başka bir yerde çıkardığı vakit, Allah (Celle Celalühü) ile kendi arasındaki perdeyi yırtmış olur. Ve ko­casından başkası için güzel koku sürünürse, kendi aleyhine ateş ve ar (ayıp) olur. Zinayı helal saydıkları, (alkollü) içkileri içtikleri ve çalgı aletlerini çaldıkları vakit, Allah Teâlâ yaratmış, olduğu gökte gayret ve celal sıfatını tecelli ettirir. Ve yere (deprem şeklinde ) sallan diye emreder. (Bu çirkin işlerden tövbe eder vazgeçerlerse) Allah onlardan belayı kaldırır. Aksi halde yeri onların üzerine yıkar.

 

 

Hz. Enes (radiyallahü anh) Hz. Aişe’ye bu onlara ceza olarak mı verilir? diye sordu. Hz. Aişe (radiyallahü anha) validemiz buyurdu ki: (Bu musibetler) muttekiler için rahmet, bereket ve öğüt, kâfirler için, gazap, azarlanma ve ceza olarak verilir.

Hz. Enes (